|
Rock müzik tutkunu uzun saçlı bir üniversite öğrencisi olduğu yıllarda, sıkı bir kampçı ve endurocu olacağını aklından bile geçirmiyordu. Arkadaş grubuyla tesadüfen başladığı kampçılık serüvenini öyle çok benimsedi ki, fırsat buldukça dağlara gidip tek başına kamp atacak kadar doğayla iç içe oldu. Kendisi için vazgeçilmez bir ulaşım aracı olarak gördüğü motosikletine kavuştuktan sonra iş dışındaki tüm zamanını, çamurlu yollar, yaylalar ve dağlarda geçirdi. Motosiklet kültürünün yerleşmesi için Enduroclub'da sürdürdüğü çalışmalara, şimdi üyesi olduğu EMOK'ta devam eden Taner Eraslan, kamp, enduro ve motorsporları tutkusunu motohaber.com'a anlattı.  Motosiklete ilginiz nasıl başladı? Motosiklete ilgim, tipik bir doğasever ve makinesever biri olmamdan kaynaklandı. Doğa sevgisi açıklanabilir bir şey de, 'Her erkek mekaniği, motoru, motorsporlarını sevecek' diye bir şey yok. Her insanın ilgisi farklıdır. Makinedeki ahenk benim hoşuma gidiyor. Bazı insan da der ki, 'Ben motordaki gücü seviyorum.' Ben ise motoru, insan yapımı bir mühendislik uygulaması olan ve ahenkli çalışan bir şey olduğu için seviyorum. Çocukken de kendi kendime çok basit makineler yapardım. Yaptığım bir şeyin ahenkle çalışıyor olması çok hoşuma giderdi. Doğa sevgim, daha hayatımda hiç motosiklet ve motorsporları yokken ortaya çıktı. Üniversite öğrenciliği yıllarımda arkadaşlarım beni trekking meraklısı biriyle tanıştırdı. 'Bu hafta sonu kampa gideceğiz çadır kuracağız ve gece orada kalacağız' diyorlardı. Ben de 'Haydi oradan' falan derken, onların hazırlıklarına katıldım ve kendimi kampta buldum. YILBAŞINI YAYLADA KUTLAMAK GELENEK OLMUŞTU İlk kamp deneyimim kışın yetersiz bir malzemeyle gerçekleşti. Erikli Yaylası'nda soğuktan gözümü bile kırpmadan bir gece geçirdim. İşte o günden sonra iflah olmaz bir doğasever oldum. Bu sevgim beni dağcılık seviyesine kadar getirdi. Kışın sabaha karşı 04.00'te kalkıp, 06.00'da yola çıkıp, 12-13 saat yürüyüp zirveye ulaşarak geri dönmek gibi faaliyetleri 2 sene boyunca yaptım. Uzun bir süre trekking ve kampçı dönemim oldu. Yaz kış demeden, belimize kadar kara batarak trekking macerası yaşadık. Kaç sene yılbaşını evimizde değil yaylalarda kutladık. Hatta yılbaşını Delmece Yaylası'nda kutlamak bizim için gelenek haline gelmişti.  KURT KUŞ YEMEZ Mİ SENİ? Defalarca bisikletle tek başıma kampa gittim. Yalnız başıma geceleri patikada yürüyüp kamp kurduğum çok oldu. Orada beni görenler 'Arkadaşların nerede?' diye soruyordu. 'Arkadaşlarım yok, buraya tek başıma geldim' dediğimde, 'Kurt kuş yemez mi seni?' diyerek şaşırıyorlardı. Tek başına kamp yapmak ürkütücü değil mi? Pek değil, alışıyorsunuz. Yani iç içe olduğunuzda doğadan zarar gelmeyeceğini öğreniyorsunuz. Doğayla iç içe olmanız motor alma sürecini hızlandırdı mı? Evet çok etkisi oldu. Ama bu hayalimi gerçekleştirecek ekonomik gücüm yoktu. Ta ki 2000 yılına kadar. Yani 30 yaşıma kadar motosikletin hayalini bile kurmuyordum. En sonunda ekonomik durumumu tarttım ve para biriktirerek motosiklet almayı hayal etmeye başladım. Küçük küçük para biriktirirken, başlangıçta mütevazı beklentilerim vardı. 125 cc'lik bir motor almak üzere araştırma yapmaya başladım.  Üniversite yılları, çok yoğun rock müzik dinlediğim ve siyah kıyafetleri sevdiğim bir dönemdi. O zaman pelerin gibi bir ceket giyerek, ışıl ışıl bir chopper kullanmayı hayal ediyordum. Ancak doğaseverlik ortaya çıkınca, enduro diye doğa sporlarına uygun yarı kros tabir edilen bir modelin olduğunu fark ettim. TECRÜBELİ MOTORCULARI DİNLEDİM Danıştığım tecrübeli motorcular, “125 cc alman en doğrusu ama senin boyun posun da müsait, bir süre sonra bunu yükseltmek isteyeceksin ve bunu yok pahasına satıp zarar edeceksin. Sen en iyisi gel 600 cc'lik bir motorla başla” dediler. “Tamam" dedim, aklım yattı. "Enduro dediğin tek silindirli olur" dediler. "Demek ki 600 cc, tek silindirli bir enduro alınacak" diye düşündüm ve Honda Dominatör NX 650, Yamaha XT 600, Kawasaki KLR 650, KL 500, Suzuki DR 650, Aprilia Pegasus 650'yi inceledim. Sonra dediler ki, “Bunların hepsini ayrı bir yere, Honda'yı ayrı bir yere koy.” Bu kez de, "Demek ki 600 cc, tek silindirli bir Honda alınacak” dedim. Peki nedir bu? "NX 650 Dominatör."  Alacağım motoru şehir içinde, şehir dışında ve ormanda kullanmak istiyordum. "Sadece seyahat istiyorsan çift silindirli Transalp al. Ama Transalp ile ormana girersen bu motor ağır gelir, kırarsın, çizersin, canın yanar, üzülürsün. Bu motor şık bir motor, grenajı var" cevabını aldım. KARAR VERDİĞİM GÜN DOMİNATÖR’Ü GÖRDÜM "Tamam o zaman, Dominatör alınacak" dediğim gün bir mağazada satılık Dominatör 650 gördüm. İki yıldır biriktirdiğim parayla 2000 yılı Şubat ayında o motoru aldım ve bir arkadaşımın yardımıyla eve getirdim. Babam gördüğünde inanamadı ama fazla tepki de göstermedi. Artık akşamları işten çıkar çıkmaz eve koşuyor ve motorun üstüne atlıyordum. Ne kask, ne mont, ne eldiven vardı. Buz gibi şubat soğuğunda ara sokaklarda motora alışmaya çalışıyordum. Sonra yolu uzatıp birkaç mahalle geçip komşu semte gitmeye başladım. Otomobil kullandığım için trafiği biliyordum ama motosiklette aynadan gördüğün şeyi yorumlamak bambaşka bir şeydi. Bir süre sonra işe de motosikletle gitmeye başladım. Sonra da motordan hiç inmedim.  2000’DE SIÇRAMA YAŞANDI 2000 yılında ülkemizde motosiklet satışında sıçrama yaşandı. Etrafımızda bir sürü motorcu oldu ve bu motorcular internet üzerinden iletişim kurup bir araya gelmeye başladı. Bu dönemde ilk evim Enduroclub'da halen görüştüğümüz çok sağlam arkadaşlıkların temelini attık. Enduroclub'ın ilk üyelerindendim ve grupta 2 yıl çok aktif olarak yer aldım. Sonraki yıllarda kurduğumuz kulüplerin temelini orada attık. VAY BE, 500 KİŞİ OLDUK! O 2 yıl boyunca sürekli gezdik. Hafta içi buluşuyor, şehir içinde 20-30 motorla gövde gösterisi yapıyor, "İster misin 100 kişi olalım" diyorduk. 100 kişi olduğumuz zaman 100. üyemizin toplantıya gelişini ve o gün neler yaşadığımızı, sonra "Vay be, 500 kişi olduk!" dediğimiz günleri çok iyi hatırlıyorum.  DOĞA SEVGİSİ ÇAMUR SAPLANTISINA DÖNÜŞTÜ Hafta sonları sürekli şehir dışına, ağırlıklı olarak çadır kamplarına gidiyorduk. Bu gezilerde benim çizgim yavaş yavaş belli olmaya başladı. Ben sürekli toprak yollardan gidilen yerlere gitmek istiyordum. Bir süre sonra doğa sevgisi, yaramaz çocuk gibi çamur saplantısına dönüştü. Bu arada gruplar edinmeye başladım. HAYDİ GİDİP DAĞLARA VURALIM Aynı kafadan arkadaşlarla geziye çıktığımız bir hafta sonu, "Haydi gidip dağlara vuralım. Bilmediğimiz yollardan gidip, 'Bu yol nereye çıkıyor acaba' dürtüsüyle yol alalım" dedik. Alain Sarafyan (Honda XR 750), Savaş Balaban (Honda XR 750), Hakan Savaşer (Kawasaki KLR 650) ve ben (Honda NX 650) İznik'e doğru yola çıktık. Emre Odabaşı (Honda Africa Twin) ve Kemal Berker (BMW R1150 GS) akşam kampımıza katılacaktı.  Klasik yollar yerine İznik'e dağlardan gitmeyi kararlaştırdık. Eskihisar'dan feribota bindik ve Topçular'a geçtik. Daha önceleri bisikletle dağları bayırları gezen bir arkadaşım, toprak yoldan yaylaları aşıp İznik gölü kıyısına indiğinden bahsetmişti. Ben de yolu biliyorum diye önden gidiyorum. Hepimizde ‘Enduro3’ yol ve kros arası bir desene sahip lastik var. Böylece arazide işimizi görüyor, yolda da ortalama performansı tutturabiliyoruz. Saatlerce motor kullandıktan sonra saat 17.00 olduğunda, yağmur altında çamurla debeleniyor durumdaydık. Öğle yemeği yemediğimiz için acıkmış, nerede olduğunu ve nereye gideceğini bilmez bir haldeydik. HANGİ YOL DAHA ÇAMURLUYSA ORAYA SÜRDÜK  Her sapakta kural şuydu; hangi yol daha çamurlu ve bozuksa oraya giriyorduk. Sırt çantamla dağ bayır gezdiğim yıllardan bildiğim bir şey var, eğer bir yol gittikçe dikleşerek aşağı iniyorsa o yol dere yatağında biter. Bizim yol da aynen öyle oldu. İndik indik karşımıza kocaman köpüklü bir dere çıktı. Karşıda da yol devam ediyordu. "ÇELINC TİİM" BU GEZİDE DOĞDU Önce Hakan Savaşer cesaret edip motoruyla dereye girdi ve karşıya geçti. Tekerlek gömülüyor, motor yarıya kadar derenin içinde kayboluyor. Biz de Hakan'ın yaptığı gibi geçtik dereden ama bu kez karşı yamaçta indiğimiz yolun devamını çıkmamız gerekiyor. Bütün motorları tek tek elle iterek 500 metreyi bir saatte geçebildik. Patinaj patinaj… Her tarafımız çamur içinde ama bu arada gülmekten ölüyoruz. Tam bir takım çalışmasıyla ilerliyorduk. "İşte Challenge Team bu!" diye bağırdım ve bu bizim sloganımız oldu. Böylece bu gezide bir grup kurulmuş oldu. Bir yıl sonra ise "Çelınc Tiim"in kuruluş yıldönümünü kutlayacaktık.  Sonunda dağları aşıp İznik Gölü'nün kıyısına indik. Bizim "Çelınc Tiim" dediğimiz faaliyetlerin ana menüsü de orada ortaya çıktı. Ezogelin çorba, bir buçuk köfte, yanında yoğurt ve üstüne Kemalpaşa tatlısı. Bundan sonra nereye gitsek hep bunları yemişizdir. Göl kıyısında bir salkım söğütün altında kendimize çok güzel bir kamp yeri bulduk. Akşam Emre ile Kemal de geldi, güzel bir kamp yaptık. Ertesi gün de başka dağlardan bayırlardan hoplaya zıplaya geri dönüp muazzam bir gezi gerçekleştirdik. HARİTADA KAHVERENGİ BİR ÇİZGİ GÖZÜMÜZE KESTİRİYORUZ Bu gezilerin ardı arkası kesilmedi her ay bir faaliyet yapmaya başladık. Tanım da çok belli: "Şehirde, seyahatlerde kullandığımız büyük endurolarla aşılması zor engelleri aşmak ve mümkünse bir yerleşim merkezinden dağları aşıp başka bir yerleşim merkezine gitmek." Hedef bu ve işimiz çok kolay. Haritada kahverengi bir çizgi gözümüze kestiriyoruz ve dağın bir tarafından öbür tarafına geçiyoruz. Kazdağları'na girip güneyden kuzeye mi aşmadık. Istranca dağlarını mı aşmadık. Soğucak yaylasına çıkıp öbür taraftan mı inmedik. Kartepe'ye çıkıp Pamukova'ya mı inmedik. Marmara Bölgesi'nde ne kadar aşılacak dağ varsa hepsine çıktık, indik, çıktık, indik...  BİR ÇIKIYORUZ, AKŞAM YEMEĞİNİ TOKAT'TA YİYORUZ Bu arada ülkenin her bir köşesini geziyoruz. Master Ralli'de yarışan Kemal Merkit'i karşılamaya İpsala'ya gidiyoruz. Kemal ile Keşan'da beraber konaklıyoruz. Kapadokya'ya geliyorlar, atlıyoruz İstanbul'dan motorlara gidip ralli seyrediyoruz. Ralli, Kapadokya'dan başlayıp Antalya'da bitiyor, biz de Antalya'ya gidiyoruz. Hafta sonu Bolu yaylalarının, Abant, Yedigöller'in altını üstüne getiriyoruz. Bir çıkıyoruz akşam yemeğini Tokat'ta yiyoruz. Bir çıkıyoruz Adana, Mersin, Antalya, Fethiye, İzmir, Bandırma'ya gidiyoruz. SANAL KULÜPLER ORTAYA ÇIKTI  Böyle geziler sürerken sanal kulüpler ortaya çıktı. Aktif görev aldığım Enduroclub'ta, motosiklet kültürünün ülkede yerleşmesi ve bilinçli motosiklet kullanıcılarının artması için çaba sarf etmeye başladık. O dönem çok fazla kaynak olmadığı için tek kaynak birbirimizdik. Birbirimizi destekleyip sağdan soldan en doğru bilgiyi süzüp birbirimizle paylaşmaktan başka çaremiz yoktu. Bu çalışmalar sürerken iş büyüdü ve en sonunda bunları yapmak için daha resmi statüde bir kulüp gerektiği ortaya çıkınca Enduro Motosiklet Kulübü (EMOK) filizlendi. 2002 yılında kurulan EMOK'un kurucu kadrosunda yer almasam da kuruluş çalışmalarından itibaren bütün faaliyetlerinde vardım. İkinci dönem yönetim kuruluna çok aktif destek verdim. Üçüncü dönemde de yönetim kuruluna girdim. Aslında söyleyecek tek şey var, o da EMOK'un sloganlarından biri: "Yolumuz hiç bitmeyecek." Hep yeni bir hedef, yeni bir rota olacak ama EMOK hep yolda olacak... YOLDA OLMAK BENİM HAYAT SLOGANIM Yolda olmak benim için çok ayrı bir kavram. "Önemli olan varmak değil yolda olmaktır" sözü benim hayat sloganım diyebilirim. Nereye gittiğimin hiçbir önemi yok. Yolda olmak asıl önemli olan. Çok zevk aldığım bir şey. Dolayısıyla her fırsatta yapacağım yegane şey yolda olmak olacak. Şu ana kadar hangi motorları kullandınız? İlk motorum Honda NX 650'ye aşıktım. Adı Domi'ydi. Kız arkadaşımla seyahate çıktığımızda aslında üç kişiydik. Ben, kız arkadaşım ve Domi. O bizden bir parçaydı. Dominatör'le 100 bin kilometre yol aldım. Bu arada rekor sayılabilecek bir deneyimim oldu. Motosiklet kullanmaya başlayıp da ilk senede 30 bin kilometre yapan çok az insan vardır. İlk sene 30 bin kilometre katettim. İkinci sene bu rakam 22 bine, üçüncü sene de 18 bine düştü. ERTESİ GÜN SATMAK İÇİN HAZIRLADIĞIM ‘DOMİ’ ÇALINDI Dominatör'ü satmadan önce birlikte sayısız geziye gittiğimiz yakın arkadaşımın Honda Africa Twin'ini aldım. Dominatör'ü tamir ettirip temizlettirdim, pazartesi günü satılması için galeriye koyacaktım. Ancak motorum pazar gecesi çalınınca maddi açıdan korkunç bir zarara uğradım. Çünkü onun parasıyla Africa Twin'i alacaktım. Aradaki farkı da annemden borç almıştım.  ESKİ SAHİBİ BUNU ŞIMARTMIŞ Yeni motorumuz Africa Twin'i, üzerinde bir sürü ekstralarla gören kız arkadaşım, "Eski sahibi bunu çok şımartmış" diyerek yeni motorumu yadırgadı. Bizim ‘Domi’ çok cefakar, olağanüstü bir motordu ve onu bozmanın imkanı yoktu. "Katır gibi sağlam, keçi gibi çeviktir" demişlerdi. Gerçekten Dominatör'ü anlatan daha güzel bir söz olamaz. İki yıldır kullandığım Africa Twin'le de 50 bin kilometre yaptım. Bu kez yol arkadaşımın adı ‘Kızıl Ejder.’ 100 BİN KİLOMETREDEN SONRA EĞİTİME KATILDIM Güvenli sürüş teknikleri eğitimi aldınız mı? Çok gecikmeli bir ARA Kontrol eğitimi aldım. ARA Kontrol eğitimine genelde 5-10 bin kilometre yol tecrübesi olan motorcular geliyor. Zaten en az bin kilometre bir yerden bir yere kırmadan dökmeden gidenler ARA Kontrol eğitimine alınıyor. Eğitimdeki toplantıda herkes motosikletli geçmişini ve beklentilerini anlatır. Sıra bana geldiğinde utanarak, "Motosikletle 100 bin kilometrelik tecrübem var. 5 yıldır motor kullanıyorum" dediğimde bütün bakışlar üzerime çevrildi, "100 bin kilometre mi?"  EMOK sizin için ne ifade ediyor? Bir kere sadece benim değil, herkesin kabul ettiği bir şey var ki, EMOK Türkiye'de motosiklet camiasında en seçkin, en güzel işleri yapan kulüplerden birisi. Bu kadar çok geniş yelpazede faaliyet gösteren ve takdir edilen başka bir kulüp yok. EMOK her türlü eğitim faaliyetlerine destek olur. Eğitimle ilgili bir doküman varsa bunun paylaşılmasını da sağlar. Halen sürdürülen motosiklette güvenlik ve hakimiyet seminerleri bunun somut karşılığı. Eğitimin yanı sıra hafta sonu kamp ağırlıklı kültür gezileri düzenler. Yarış organizasyonu yapar. Türkiye Enduro Şampiyonası'nın 6 yarışından İstanbul'da yapılan bir tanesini son 4 senedir Şile'deki enduro parkurunda EMOK düzenliyor. EMOK motosiklet bilincinin gelişmesi için çaba sarf etmek isteyen insanlardan, bunun bir kulüp, bir dernek çatısı olacağına aklı yatan ve buna inanan insanların bir araya geldiği bir yer. Diğer resmi sıfatı olmayan, kulüp olmayan gruplar da Türkiye'de motosikletin gelişmesi için çok büyük çaba sarf ediyor. Onların da katkıları yadsınamaz ama onlar bu çalışmayı, bir resmi kimlik altında yapmak yerine daha gevşek; yönetim kurulu, yönetmeliği, tüzüğü, başkanı, imzası olmadan gerçekleştiriyor.  Önceki dönem yönetim kurulu üyesi olduğunuz EMOK'ta şu an neler yapıyorsunuz? EMOK'un elektronik iletişim ve altyapısının sorumluluğunu yürütüyorum. Yani web sitesi, mail grubu, bunların moderatörlüğü ve idare edilmesi. SMS duyuru sistemimiz, bilgisayarda üye takip sistemimiz var. Üyeler dışında da sektörle alakalı bütün kişilerin iletişim bilgilerini takip sistemi var. Tüm bunların idaresi EMOK'ta benim ilgi alanım. Son bir yıldır da sportif aktivitelerle ilgileniyorum. 2006'da yapılan Şile Enduro yarışının direktörlüğünü üstlendim. Ondan önceki yarışların tamamının birinci parkurunu ben hazırladım. Motorsporlarına gönül vermiş biri olarak kafamda bir sürü proje var... EMOK'un tanıtım faaliyetlerinde de çok aktif rol oynuyorum, bu konuda en aktif üyelerden biri olan Hakan Erman'ın ismini vermeden geçemeyeceğim. Bunların dışında EMOK'u anlatan dökümanların hazırlanması, şekillendirilmesi, bunların çok sayıda mecrada yer alması için çaba sarf ediyorum. Yani, “Yolumuz hiç bitmeyecek…” |