|
Yer Büyükyayla köyü, göl kıyısı... Aylardan temmuz, günlerden cuma, saat 23.00. Sert bir rüzgar esiyor, hava serin. Etraf zifiri karanlık. Dolunay bulutların gölgesinde kalmış. Issız bir yer. Tir tir titriyorum. Sebebi çok açık, karanlığın içinde sessizliği delen bir gitar sesi ve Cahit Berkay'ın bitmeyen tükenmeyen nefesi ve hevesi...

6. EMOK Motosiklet Festivali’nden bahsediyorum. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Anadolu'nun az bilinen ve az gidilen bir bölgesindeyiz. Eskişehir'in Seyidgazi ilçesine bağlı Kırka beldesinin Büyükyayla köyü yakınlarındaki göl kıyısı aslında ıssız bir yer. Ama bu gece değil. Yaklaşık bin 500 kişi var ve daha da gelmeye devam ediyorlar. EMOK yine zoru başardı. Dağın başında, ıssızlığın ortasında Cahit Berkay'ın "Issızlığın ortasında..." parçasıyla yankılandı her taraf.
Gelelim maceramıza. "Canım İstanbul'dan 400 kilometre yol katedip alt tarafı Eskişehir'e gitmişsiniz nesi macera bunun" diyenler, buyrun dinleyin… Biliyorsunuz festival perşembe günü başlıyor. Biz de çarşamba akşam üzeri yola çıkıp gece yarısı olmadan festival bölgesine varmayı planlıyoruz. Gel gör ki planlamakla iş bitmiyor. Plana göre çarşamba günü saat 16.00 gibi işten çıkıp eve gideceğim ve zaten az buçuk toparladığım eşyalarımı çantalara tıkıştırıp saat beş gibi marşa basacağız. Tamam bu tür durumlarda az çok sapmalar olur ama yola 4 saat gecikmeyle 21.00’de çıkmanın nasıl bir açıklaması olabilir ki. Eğer yol arkadaşınız Ahmet gibi ehlikeyf biriyse ve siz de benim gibi hazırlık konusunda telaşlı ve ağır biriyseniz olur. Hatta yola çıkabildiğinize ve gideceğiniz yere geç de olsa vardığınıza bile şükredersiniz. Abartmıyorum, Ahmet'le önceki gezilerimizden birisinde bir köyün hem girişinde hem çıkışında mola verdiğimizi hatırlıyorum. Bu sefer de durum farklı değil. Plana uygun olarak saat 16.00’da işten çıktım, ev zaten çok yakın, hemen hazırlanmaya başladım. Başlamakla ilgili bir problem yok, sorun bir türlü bitmemesi. Ahmet'in de gelmesiyle olay yanımıza neleri almalıyız konusunu sil baştan tartışmaya dönüştü. Mola meraklısıyız ya, evde eşyaları toparlarken bile mola verdik, balkona çıkıp hava alalım dedik. Böylelikle dakikalar birbirini kovalarken saatler geçti ve biz ancak saat yedi gibi evden çıkabildik. Ama bütün bu hazırlık süreci bizi çok yordu ve bir molayı hak ettik, üstelik akşam yemeği vakti de gelmişti. Yemek yedikten sonra yola devam etmek daha mantıklı gelmişti. Hem motorcu bir dostumuzu ziyaret etmek için de bahane olurdu. Böylece kendimizi Bostancı'daki lunaparkın karşısındaki köftecide bulduk.

Saat 21.00 ve nihayet yoldayız. İlk iş depoları doldurmak. Benzincide durmuşken mola versek mi acaba :)) Yok yok, daha da neler. Kendimizi bir an evvel Eskihisar iskelesine atmak zorundayız. Orada nasıl olsa mola da vermiş olacağız. Rotamız Topçular, Karamürsel, İznik, Yenişehir, Bilecik, Söğüt, Eskişehir, Seyidgazi, Kırka. Bu yol gündüz gözüyle toplam 5 saat kadar sürüyor. Gece sebebiyle 6 saat sürse demek ki sabaha karşı 03.00 gibi festival alanında olacağız. Alışık olmadığımız bir şey değil. Sabaha karşı 04.00 sularında Kütahya yollarında soğuktan takırdayarak yol aldığımız günler dün gibi aklımda.
Gemide rastlaştığımız bir arkadaş "Festivale mi?" diye soruyor. Bu işin en hoşuma giden yanlarından biri de bu. O günlerde yollarda rastladığınız bütün motorcuların hedefi aynı: EMOK Motosiklet Festivali. Burak'ın altında sport bir motor var, bizimkiler ise enduro. Güzergahımız asfalt ama pek de düzgün yollar olduğu söylenemez. Daha birkaç kilometre gitmişken bu güzergahın Burak'a göre olmadığı ortaya çıkıyor ve yol yakınken dönüyor Burak. Ahmet ve ben çift silindir Honda'larımızla kayboluyoruz gecenin karanlığında.
Saat 01.00 gibi Yenişehir'de bir çay molası. Ben hala en geç 03-04.00 civarında festival alanında olacağımıza inanıyorum. Çok da oyalanmadan yola koyuluyoruz. Neyse lafı uzatmayalım, her kilometresi ayrı bir macera dolu olsa da her kilometresini anlatmayalım. Yollar gitmekle bitmez diye bir söz vardır. Zaten her fırsatta dile getirdiğim hatta hayat felsefesi olarak gördüğüm "Önemli olan varmak değil yolda olmaktır" diyerek gidiyoruz da gidiyoruz. Artık saate bakmaya korkuyorum. Gidiyoruz da gidiyoruz. Sadece sürüyoruz ve yolda olmanın keyfini çıkarıyoruz. Başka bir şey yok. Yol ve ben... Bir de motosikletim, ama o bir araç. Peki ya amaç? Saymakla bitmez...
Saat 03.00, Eskişehir'deyiz. Geçen sene de gece gelmiştim. Yolu hatırlıyorum. Üniversitenin yanından sapıyorduk. Seyidgazi - Afyon tabelalarını takip etmek gerekiyor. Bu koca binalar var mıydı geçen sene? Ne çok site yapılmış. Yollar da yeni sanki. Üniversite yeni değil ama çevresinde yeni bir kent oluşmasına neden olmuş gibi. Sitelerin arasında yol alırken bir şeylerin ters gittiğinden hiç şüphelenmemiştim. Söylediğim gibi saati umursadığımız yok, etrafı da umursamıyoruz, sadece sürüyoruz. Yoldayız... Derken birden yol bitiyor. Yok böyle birşey :)) Kaymak gibi asfalt tepeye yaklaşırken ilerisini göremediğimizden dolayı ben hızımı kesmiştim fakat Ahmet o hızla ne yapsın dosdoğru daldı yolun karşısındaki arsaya. Saat gece 03.30, kimseler yok ki yol soralım. Sağımıza solumuza bakmak da nafile, hiçbir ipucu yok. Bir yerde yanlış mı saptık acaba diye geri dönmek tek çare. Fakat gırgır şamata o biçim. Keyfimizden kaybolan bir şey yok. Bir önceki kavşakta sanırım tabela yoktu, yanlış gitmişiz. Doğru yolu bulduktan sonra aynı eyleme devam. Sadece sürmek. Bir motor tutkunu için daha iyisi ne olabilir ki?
Seyidgazi'ye geldiğimizde sabah ezanı okunuyor, hava alacakaranlık. Sanırım saat 05-06.00 suları. Bir kahvede çayımızı yudumlarken kahkahalarımız duvarlarda yankılanıyor. Ben dayanamayıp bir saat kadar kestirdim galiba. Hatırlamıyorum…

Nihayet festival alanındayız. Gün çoktan ağardı, saat 07.00 oldu. Ayakta duracak halim yok. Hemen çadırımı kurup girdim içine. Yaklaşık 3 saat kadar uyumuşum. Nihayet festival başladı bizim için :)
Perşembe günü genel olarak katılımcıların gelmesi ve festival alanındaki hazırlıkların tamamlanması ile geçti. Cuma günü beni bekleyen işler var. "Delikanlı Motorcu" oyunun direktörüyüm. Gece etabı ve navigasyon etaplarının planlanması gerekiyor. Gece etabı seyirciye yönelik küçük bir alanda yapılacak. İstanbul Offroad Kulübü İSOFF'tan Ahmet sağolsun bu işleri iyi bildiğinden işi ona devrederek aklım arkada kalmadan yanıma Eskişehirli endurocu dostumuz Emre Arısoy'u alıp navigasyon etabının yol notlarını çıkarmak üzere vurduk kendimizi dağlara. Yarısı asfalt yarısı toprak tamamı 50 kilometrelik bir parkur çıkardık. Yol notlarını test ettiği için sevgili Kubilay Türkmen'e buradan teşekkür ediyorum.
Festival alanına döndüğümüzde bir yandan gece etabının hazırlıkları devam ediyorken bir yandan da bizi asıl heyecanlandıran faaliyet olan konserler için sahne hazırlıkları devam ediyordu. Hava kararmaya yüz tuttuğu saatlerde sahneden gelen sesler büyük buluşmanın herkes tarafından beklenen en heyecan verici faaliyetinin müjdecisiydi. Cahit Berkay ve grup Zen'in yanı sıra Cem Karaca'nın oğlu da misafir olarak sahnedeydi. Bundan sonrasını anlatmaya benim kabiliyetim yetmez. Kelime dağarcığım beni yolda bırakır. Yarı trans vaziyette kendimi bambaşka bir dünyada buldum. Cahit Berkay'ın şarkısında söylediği gibi, bir düş gördüm geçenlerde... Fakat bu bir düş değil, bir düşün gerçek olması. Kim derdi ki 6 sene evvel 200 kadar motorcunun toplu kamp organizasyonundan buralara gelinebileceğini. EMOK'u takdir etmek lazım.
Cem Karaca'nın kendisi değilse bile oğlu sahne alır da Tamirci Çırağı söylenmez mi? Hislerimi anlatamıyorum. Tek hatırladığım tir tir titrediğim. Ve final parçası "Bir şey yapmalı" Cahit Berkay bize bir mesaj mı vermeye çalışıyor ne?
Saat gece yarısı oldu, konser bitti. Fakat yatmak için henüz çok erken. Göl kıyısında, motorlu kamp alanının hemen yamacında bir hareketlilik var. Dev spotların ışığı mega starların stadyum konserlerini çağrıştırıyor. Herkes gibi ben de o tarafa doğru yürüyordum. Sonra seyirci değil direktör olduğumu hatırlayıp koşmaya başladım. Kayıtlar devam ediyor. Seyirciler yerlerini almış. Ay ışığı muhteşem. “Delikanlı Motorcu” adayları sıralanmış. Aralarında 100 cc Çin malı kros görünümlü motorlardan tutun da BMW R 1200GS'e kadar her tür motor var. Transalp de var, DR650 de var, Honda XL 185 de var.

Parkur 16 adet kapıdan oluşuyor fakat oldukça kısa. Tamamı en çok bir dakika kadar sürüyor. Ama siz gelin de oradakilere sorun bu 60 saniye nasıl geçiyor. Yarışçısından seyircisine, hakeminden görevlisine, kameramanından ışıkçısına kadar herkeste heyecan dorukta. Start verilir verilmez 50 metre ilerde sert bir viraj, ardından yamru yumru bir kanal ve sert bir viraj daha. Sonra çamur deryası ve ardından bir atlama rampası. Sonra yine viraj ve finiş. Finiş işin en güzel tarafı. Güzelliği sizi bekleyen sarışın kızlardan kaynaklanıyor. Kızların güzelliğine bir diyecek yok ama asıl güzellik ikram edilen Drinqa içeceğinin tadında. “Delikanlı Motorcu” oyununun sponsoru Drinqa'ya yaklaşık bir saat süren bu görsel şölen için teşekkürler.
Cumartesi günü gelip çattığında günün ilk aktivitesi “Delikanlı Motorcu” yarışmasının navigasyon etabı yol notlarının dağıtılması ve brifingin ardından saat 11.00'de start alıyor. Toplam 17 kişi start aldı. Aralarında Fazer kullanan bir bayan bile var. Geçilmesi gereken yolların o motora hiç uygun olmadığını bilmiyor tabii. Ben dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım ancak heveslerini de kırmak istemediğim için "Zorlandığınız yerden dönersiniz" demekle yetinmek zorunda kaldım. Son yarışmacı start aldıktan sonra ben de düştüm yollara. İlk kilometrelerdeki asfalt kısmı geçip toprak yola girdiğimde Fazerli bayan dönüyordu. Denemesi bile takdir edilecek bir davranış. Kendisini kutluyorum. Takım arkadaşları ise yola koyulmuşlardı bile. İlk kontrol noktası olan yangın gözetleme kulesine vardığımda henüz 8. kilometre olmasına rağmen pek çok yarışmacı henüz gelmemişti. Yadırgamamak lazım. Zira katılan herkes ilk defa böyle bir yarışa giren ve bu konuda deneyimsiz sürücüler. Daha önce katılmış olamazlar çünkü Türkiye'de yol notu ile gidilen ilk organizasyon bu. Fakat henüz ilk kilometreler olmasına rağmen kaybolanların bu denli fazla olması işin en eğlenceli kısmı. Demek ki eğlenceli saatler bizi bekliyor.

Orada fazla oyalanmadan aşağı inip yola devam etmek istiyorum fakat telefon bir türlü susmak bilmiyor. Kaybolan yarışçılar arıyor. Birisi kel alaka bir köye gitmiş kimisi ise imkansız bir sürede Kırka'ya varmış. "Ben şimdi Kırka'dayım, ne yapayım?" diye sordu bir arkadaş. Senin işin tamam, festival alanına dön o zaman dedim. "İyi ama ben ikinci kontrol noktasını ve gölü bulamadım ki" cevabı beni kopardı. Diğer bir arkadaş ise bizim yol notunda belirttiğimiz gölü değil başka bir gölü bulmuş. Ona da küçük bir tüyo verdikten sonra yola koyuldum. Madem direktör olduğum için yarışamıyorum bari yarışıyor gibi gideyim de eğleneyim biraz dedim. Tempoyu arttırdıkça adrenalin daha da arttı. Ağzım kulaklarımda asılıyorum gaza. Efsane “Çelınç Tiim”in sloganı hep aklımda; "Korkma ver gazı..." Finişe iyice yakın bir yerlerde Emre ile karşılaştık. Parkurun çıkarılmasında Emre'nin büyük desteğini aldık, teşekkürler Emre. O da kimselere rastlamamış yolda. Epey bir kişi var kayıp durumda. Kolay mı, tabi adı üstünde navigasyon etabı bu. Ben finişe doğru giderken o da benim geldiğim yönden parkuru dolaşarak yardıma ihtiyacı olan birisi olup olmadığını kontrol edecek. Finişte bekleyen Gökmen'deki listeye göre start alanların en az yarısı kayıp. Fakat çare yok bekleyeceğiz. İlk yarışmacıların yarım saat kadar ardından hala gelenler oldu. Hele Yamaha DT125 ile yarışan bir arkadaş vardı ki onu özellikle takdir etmek lazım. İnatla aradı taradı ve buldu saklandığımız yeri. Üstelik yol notlarının burayı tarif eden ikinci sayfasını düşürüp kaybettiği halde. Demek ki neymiş, sora sora Bağdat bulunurmuş… Parkurda bir yerlerde olduğunu bildiğimiz son 2 kişi de gelince artık daha fazla beklemenin manası yok diyerek Kırka'ya geri döndük. 17 kişiden sadece 9 kişi finişe varabildi.
Biz dağlarda navigasyon etabından toz toprak içerisinde tepişirken festival alanında da çok büyük bir organizasyon gerçekleşmişti. Suzuki AN125 CUP. TRT ekranlarından canlı yayınlandığı için anlatmaya gerek duymuyorum, nasıl olsa izlemişsinizidir. Kısaca bahsetmek gerekirse tıpkı “Delikanlı Motorcu” oyununun gece etabında olduğu gibi -zaten aynı yerde yapıldı ama parkur azıcık farklıydı- yine toprak arazide fakat bu sefer biraz daha kolay bir güzergahta ikili kalkış sitemi ile gerçekleşen bu oyunda Suzuki AN125 scooter'ların nasıl minik birer offroad canavarına dönüşebildiğini görmüş olduk. Bu oyunlara sponsor olduğu için Suzuki'ye ve medya desteği sağladığı için TRT Oto Gündem programı ekibine teşekkür ediyoruz.
Cumartesi gününün kalan saatleri ise her festivalin olmazsa olmaz oyunu yavaş gitme yarışması ve ilk kez geçen sene yapılıp büyük ilgi gören sarkan toplar yarışması ile geçti. Honda'nın destek verdiği her iki oyunda da Honda CBF 150 kullanıldı. Dereceye giren kişiler akşam kürsüye çıkarak hediyelerini aldılar.

Festivalin en kalabalık, en dolu dolu geçen cumartesi gecesi sahneye çıkan Kurtalan Ekspres "Dönence" ile başlayıp "Gül Pembe" ile devam edince herkesin yüzünde aynı ifade vardı, “Teşekkürler EMOK, ne iyi etmişiz de gelmişiz.” Kurtalan Ekspres'i anlatmaya gerek yok. Bizim ekip hep birlikte yemekteydik, masadakiler bir türlü duramadılar yerlerinde, sürekli sahnenin önüne gidip gidip geldiler. Siparişler geldi, yemekler soğudu, bizimkiler kopamadılar bir türlü sahneden. Böyle bir konser işte. O gece nasıl mışıl mışıl uyumuşum anlatamam.
Pazar günü festivalin en sevimsiz günü. Çünkü hiç bitmesin istediğimiz bir şeyin sonu, ayrılık vakti. Bir de alanın toparlanması var. 4 gün boyunca 2 bin kişiye ev sahipliği yapmak kolay mı? Tuvaletler sökülecek, variller toplanacak, spotlar, elektrik kabloları, jeneratör vs. o kadar çok iş var ki. Fakat bir de ne var biliyor musunuz? EMOK'luların bitmeyen özverisi, isteği. Bu festival ilk değil, son da olmayacak. Bu festival bizim festivalimiz. Motorcuların festivali. Issızlığın ortasında, simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız... Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor...
Taner Eraslan
|