Yazarlar
![]() | Emrah SOYUER |
| Motosikletçiler Spartaküs değildir | |
![]() | Taner ERASLAN |
| Issızlığın ortasında | |
![]() | Ece SAYGUN |
| Belki geçerim İspanya'nın güneyinden Afrika'ya | |
![]() | Ciğdem TATLISERT |
| Atıl kurt, bas gaza! | |
Login
En çok okunanlar
| Durakta inecek var! |
|
Durakta inecek var! Muhteşem bir hafta sonuydu. Sabah kahvaltısıyla başlayalım; hareket saatinden 10 dakika sonra buluşma yerine gelmeyi alışkanlık edindiğimden, buluşma saatine 3 dakika kala beni karşısında gören Deniz'in şaşkınlığı günün ilk eğlencesi oldu. Meğer ben yanlış anlamışım, 08.30 hareket saati değil buluşma saatiymiş. Hatta Hakan bile henüz yoktu ortada. Halbuki kalan 3 dakikada kahvaltı edecek ve 08.30’da hareket eden gruba katılarak hayatımda ilk kez arkalarından haldır huldur gazlamak zorunda kalmayacaktım... Hakan Bekar ve Burak Önel de ailecek bizlere katılınca pastanede başka müşterilere yer kalmadı. Hep beraber oturduk, yedik içtik sonra “haydi” dedik düştük yola. Mahmutbey gişelerinde de Turgay Nalbantoğlu, Derya Haydar ve 2 misafir arkadaşımız bizi bekliyordu. Hep beraber yola koyulduk ve Kubilay Alpaslan ile misafiri de yoldan bize katılınca upuzun bir konvoy olduk. Ormanlı'ya geldiğimizde arka kapıya yanaşıp "durakta inmek için basınız" düğmesine bastım, durakta indim, bizim grup Yalıköy'e devam etti. Köyün az ilerisinde yolun bir tarafı start noktası diğer tarafı seyir noktası olan yere geldiğimde yarış tüm heyecanı ile devam ediyordu. Bir baktım gelen Alain, nerden bildin derseniz numarasından tanıdım. 46... Alentinno Rossi :)) O kadar çok yarışçı ve izleyici vardı ki anlatamam. Hava da nefis. Bir de sezonun ilk yarışı olunca yarışçısı da seyircisi de akın etmişti. Daha önce hiç yarışmamış olanlara uygulanan destek de etkiliydi sanırım. Endurocu olarak bildiğim herkes oradaydı, eski yarışçılar, yeni yarışçılar, yarışmayanlar ama lastiği asfalta nadiren değenler, herkes ordaydı. Bize de doyasıya seyretmek ve bol bol sohbet etmek kaldı. Sonra öğrendim ki 1-2 saat ara varmış, bir sonraki etap da Karacaköy'deymiş, Yener'le atladık motorlara, devam ettik o tarafa. Baktık öyle start hazırlığı falan bir şey yok, devam ettik Yalıköy'e doğru. Bakalım bizim ehlikeyif tayfası ne yapıyor? Lokantanın adı ilginç, Fafatara. Bizimkiler karınlarını doyurmuş, eritmek için koca motorlarla kumda debeleniyorlar. Hemen siparişleri verdik, hamsi güzelmiş. Yanında da salata. Patron tam arıza, saçlar atkuyruğu, her lafı da vecize gibi. Esprisiz konuşamıyor. Damarına bastım bir ara, hafiften ayarı kaçar gibi oldu ama toparladı sonra. Dedim ki, “Şimdi burası Trakya mı, Karadeniz mi sayılıyor? Daha doğrusu buralılar Trakyalı mı, Karadenizli mi?” Ama bizimkinin Karadenizli olduğu her halinden belli. Baştan "Seni hariç tutarak soruyorum" dedim ama nafile. Bozuldu bir kere… “Öyle bir soru sordun ki” diye başladı söze. Yine golü attı ama üzerine. “Aradaki fark, ‘ab’ ile ‘cd’dir. Trakyalılar ‘abe’ diye konuşur, ‘Abe naparsın be yaw.’ Karadenizliler ise ‘ç’ harfini kullanır ve ‘daa’ diye konuşur. ‘Haçen nedeysun daa!” Yemekten sonra motorcuların olmazsa olmazları arasında sayılan motor muhabetindeyiz. Sıra sıra motorların başında herkes konuşacak bir şey buluyor. Günlerce konuşsak doymayız bu motorcu muhabbetine. Ufaktan dönüş yolculuğuna geçelim, dönüşte bir ara fotoğraf molası verdiğimiz sırada yarış alanındaki arkadaşları arayıp kupa törenini sordum, birazdan başlayacağını öğrenince yine arka kapıya yanaşıp durakta inecek var şeklinde bizimkilerden Ormanlı'da ayrıldım. Ne törenmiş be kardeşim, tam 1 saat gecikmeli başladı. Biz de yarışçı arkadaşlarımıza destek olmak için bekledik mecburen, olan bize oldu. Kupalar dağıtıldı, falanca birinci oldu, filanca ikinci oldu... Bir yarış da böylece sona erdi. "Kısa günün karı" derler ya, aynen öyle oldu. Elimizde neler var bir göz atalım; Fenerbahçe'de dostlarla kahvaltı Taner ERASLAN |




