Yazarlar
![]() | Emrah SOYUER |
| Motosikletçiler Spartaküs değildir | |
![]() | Taner ERASLAN |
| Issızlığın ortasında | |
![]() | Ece SAYGUN |
| Belki geçerim İspanya'nın güneyinden Afrika'ya | |
![]() | Ciğdem TATLISERT |
| Atıl kurt, bas gaza! | |
Login
En çok okunanlar
| Bu yapışan çamur değil sakız sanki |
|
Bu yapışan çamur değil sakız sanki
Kaç zamandır uzak kalmıştık yağmurdan çamurdan taştan topraktan. İç çekiyorduk eski resimlere bakaraktan. Ne yaptık ne ettik, denk getirdik, gaza geldik. Bir de baktık ki kendimizi dağlara taşlara vurmuşuz. Eskihisar'dan bindiğimiz arabalı vapur Topçulara'a yanaştığında sağa mı sola mı gideceğiz kaygısı olmadan tam karşıdaki dağlara vurduk kendimizi... Toprak yolları özlemişim gerçekten. Biricik yol arkadaşım Kızıl Ejder'im canım Africa Twin'im de öyle. Dün ona yeni pabuçlar aldık, cicilerini giydi de geldi. Dedim ki ona, "Bak yarın araziye çıkıyoruz, bu lastiklerle olmaz, gel sana bir çift yeni lastik alalım, yarın onları giyersin. Hem arkadaşlarına nispet yaparsın" dedim. Çok sevindi, hemen havaya girdi kerata. Ben de gururlandım tabii, keçi gibi zıplıyor kayaların üzerinde, dik rampalarda katır gibi. Hepimiz arkadaşız dostuz ama ufaktan yarışır gibi yapmazsak eğlencesi olmuyor bu gezilerin. Çamurlu dik bir rampayı bi solukta tırmanıveriyoruz hep beraber. Herman bana dönüp şaşkın bakışlarla, "Sen bayaa iyi gidiyosun haaa" derken kendimle ve motorumla gurur duydum bir anda. İkiyüz kilonun üzerinde ağırlığa sahip koskoca Honda Africa Twin'e tam performanslı cross lastikler takınca zamanında Dakar Rallisi’ne girip başarılar elde eden atalarını hatırladı galiba. Bana pek iş düşmedi yani. O kadarcık da denge ve gaz ayarı olsun ama değil mi bunca yıldan sonra :)) Ekip toplam 9 kişi. Taner, Herman, Hakan, Alain, Levent, Zafer, Bülent, Özhan ve Kubilay. Hoplaya zıplaya aşıveriyoruz Topçular-Orhangazi arasındaki dağları. Bir bakmışız köftecideyiz. Vakit daha erken gibi ama öğlen yemeğini araya sıkıştırmak zorundayız. İşgal ediyoruz kaldırımdan masalara kadar her tarafı. Sonra derin sohbetlere dalıveriyoruz Kemalpaşa tatlılarının rehavetiyle. İki kişi var aday statüsünde. Birisi orman yollarında epeyce tecrübesi olan Özhan. Ama biliyorsunuz Challenge Team'de iyi kullanmakla iş bitmiyor. Yardımlaşma, dayanışma, susuzluğa, açlığa, soğuğa ve yorgunluğa karşı metanetli olmak gerekli. Bir de eski Challenger'ların kaprislerine (!) katlanmak var aşılması gereken engeller arasında. Diğer adayımız Kubilay. Neredeyse iki sene oldu sırf Challenge Team'e girebilmek için ikinci bir motor almıştı. Onun işi birazcık daha zor çünkü dağ taş dere tepe çamur tecrübesi çok daha az. Fakat yeri gelmişken bir kez daha söyleyeyim. Challenge Team'de arazide motosiklet kullanma kabiliyetinin hiç önemi yoktur. Beceremeyeni asla küçümsemeyiz ve yolda bırakmayız. Yeter ki offflayıp puffflamasın. Amaaaa buna karşın hele bir şikayet etmeye kalksın, hele içinde bulunduğu durumdan rahatsızlığını dile getirsin, hele hele abilerine saygısızlık etmeye yeltensin, işte o zaman hiç gözünün yaşına bakmadın dağın başında bırakıveririz tek başına. Kurda kuşa yem olur sonra. Orhangazi'den ayrıldıktan kısa süre sonra gölün kıyısında topu topu 30 saniye kadar süren kumda Dakar stili bir gidişimiz vardı ki sormayın. Ağaçların arasında tapagaz gidince hepimizde adrenalin seviyesi bir yükseldi, ortalık toz dumana büründü anında. Günün en keyifli anlarıydı diyebilirim. Şansımız varmış ki kazasız belasız atlattık bu gazlama parkurunu. Sölöz'ün içinden geçip tırmanmaya başlayınca yine başladı keyifli dakikalar. Bu dağların da büyük kısmını bir solukta aşıyoruz hoplaya zıplaya naralar ataraktan. Dağların iyice tepelerinde, ormanın en derin bölgelerinde bir rampa var ki hepimiz için ciddi bir engel gibi görünüyor. Buralarda toprağın yapısı ufaktan değişmeye başladı. O ana kadar pek de rahat ilerliyorken, çok daha dik rampaları hiç el atmadan kolayca çıkarken bu kısacık geçiş hepimizi duman etti diyebilirim. Kendi gücüyle çıkmaya kalkıp da başarabilen olmadı gibi nerdeyse. Hatta lastikleri çamurla kaplanıp debriyaj sorunu yaşayanlar bile oldu. Ön çamurluğu sökmek kaçınılmaz bir iş artık. Yoksa ön teker kitleniyor ve bunu fark etmeden fazla zorlarsanız motoru debriyajı bitirmek an meselesi. Bu yüzden bazıları kıyısından kenarından dolaşıp çayırdan çimenden geçmeye bile niyetlendi ama nafile, o da pek kolay olmadı. Uzun lafın kısası iş döndü dolaştı yine ekip ruhuna geldi. Herkes elinden geldiğince büyük gayret gösterdi, herkes etti. Ama yine de kazanan dayanışma ve ekip ruhu oldu. Hiçbirimiz için o rampayı çıkmak kolay olmadı nihayetinde. Burada bizi yaklaşık 1 saat kadar oyalayan 100 metrelik bir geçişten bahsediyoruz. Şaka gibi değil mi? Tepedeki sert rüzgarlı ve nefis manzaralı düzlüğü aşınca yol tekrar aşağı dönüyor. Yokuş aşağı da olsa ilerlemek pek kolay olmuyor artık. Burası toprağın tuhaf bir şekilde yapış yapış olduğu bir bölge. Aslında yapışkan çamur alışık olduğumuz bir şey. Hani balçık çamur deriz ya, bu ondan da beter. Başka bir şey, çamur denmez buna, çünkü yapıştığı yetmiyormuş gibi bir de uzuyor yahu. Sakız gibi sanki. Bir süre sonra işler gittikçe zorlaşıyor. Havanın da kararmasıya birlikte yol iz seçmek hepten güçleşiyor. Belirli bir hıza ulaşamadığımız için lastiklerin kendi kendisini temizleyebileceği santrifüj etkisi yaratamıyoruz maalesef. Zaten kamp yükü ve benzinle birlikte 250 kiloyu bulan koskoca bir motorla kimsenin de kolay kolay cesaret edebileceği bir iş değil böylesi bozuk bir yolda yokuş aşağı gazlamak. Buna teşebbüs etmenin sonucu facia olmasa da yerde yatan devasa bir demir yığınını kaldırmaya gücümüz kalmıyor bir süre sonra. O yüzden benim en keyif aldığım işlerden birisi olan motoru sadece dik tutma çabası bile başlı başına yegane eğlencemiz oluyor bir süre sonra. Yolun kenarındaki su akan kanalın içinde gitmek lastiklerin çamur dolmasını engelliyor ama bu sefer de kanaldaki derin bir çukur, tekerleğin sadece bir karış dönmesi için 10-15 dakika uğraşı gerektiriyor. Bu yaptıklarımız o an için fiziksel açıdan fena halde yıpratıcı olsa bile mental açıdan son derece keyif aldığımız şeyler. Şiddetle tavsiye ederim. Zaten bütün gün bunun için uğraşmıyor muyuz? Gündüz katettiğimiz yollar bizi hem buralara ulaştırıyor hem de ufak ufak ısınma egzersizleri oluyor bizim için. Asıl final akşam üzeri oluyor genelde. Neyse lafı uzatmayalım, gece burada mahsur kaldığımızı anlatmama gerek yok tahmin etmişsinizdir zaten. Dediğim gibi yaklaşık 1 saat kadar debelendikten sonra yokuş aşağı bile ilerleyemez duruma gelip çaresiz kalınca baktık su var, etrafta çadır kuracak yerler de mevcut, o halde ne duruyoruz haydi serilelim buralara olsun bitsin bu iş. En arkadakiler ile en öndekiler arasında yaklaşık 500-600 metre mesafe var. Hakan ve Özhan önden epeyce ilerlediler fakat karşılarına çıkan dik bir rampada onlar da pes etmişler artık. Arkada da lastikleri komple bloke olmuş olan 2-3 motor var. Şimdi hepimiz için ortak bir telaş başlıyor, iyi bir gece geçirmenin vazgeçilmez koşullarından biri olan düz bir zemin bulma telaşı. Hah işte burası fena değil, yok yok, bak şurası daha düz. Derken herkes kendine bir yer buluyor. Çadırlar kuruluyor. Sıra geliyor karnımızı doyurmaya. Öyle aman aman bir menü yok aslında. Gündüzden kalan üç beş parça birşeyler işte. Maksat nefis körelsin. Öyle geçiştiriyoruz akşam yemeğini. Zaten bu yorgunlukla ateş yakıp da sohbet edecek hali yok kimsenin. Erkenden vurup kafayı yatıveriyoruz hepimiz. Gece soğuk değil, uyku tulumları yeterli. Yağış da yok gibi, azıck tıpırdıyor ama o da ninni gibi geliyor bu yorgunlukta. Biraz da rüzgar, ooohhh işte günün keyfi. İşte şehirden kilometrelerce uzakta ruhumuzun alabildiğine özgürlüğe koştuğu saatler bunlar. Sabah ola hayrola. Hava ılık, yağış yok, hem daha da güzeli etkisini artıran lodos yerleri kuruttuğu için artık ilerlemek daha kolay. Fakat akşamdan tekerlere yapışan çamuru temizlemek o kadar da kolay olmayacak. Benimki 1 saat sürdü mesela, diğerleri de öyle. Bu çamuru temizlemezsek değil 1 karış 2 santim bile gitmez bu motor. Çamur da çamur ama, dedim ya sakız gibi, çekiyorsun uzuyor. Parmaklarımızla kanırta kanırta temizlemekten başka çare yok. Fren hortumları falan hepten yok olmuş. Bu yüzden biraz da özen gerektiriyor temizlik işlemi. En nihayetinde temizlik, toparlanma yükleme işleri bitiyor sonunda. Şu anda tam çukur bir noktadayız, her iki tarafta da dik rampalar bizi bekliyor. Traktör çağırıp yardım istemekle kendi imkanlarımız çerçevesinde buradan kurtulmak arasında gidip geliyoruz. Bir taraf köye gider, öteki belli değil. Acı haber geliyor kısa süre sonra. Meğer zaten yolun sonuna çok yakınmışız. Yaklaşık bir kilometre sonra yol bitmiş. Üstelik ikinci bir acı haber daha var, Hakan'ın KTM 950 debriyaj sıyırmış durumda. Düz yerde bile zerre dönmüyor tekerlek. Motorun gücünü tekerleklere aktaramıyoruz. Traktörden başka çare kalmadı. Köye gidip yardım getirme görevini verdiğimiz Levent'ten uzun süre haber gelmeyince sıra ikinci kurbanı seçmeye geliyor. Tabii ki en uygun motoru olan diğer bir kişi Alain. O da 400'lük motorla gelmişti. Her ne kadar Alain'in yön duygusu zayıf olsa da çaresiz gönderiyoruz onu da Levent'in peşinden. Çünkü Levent'in başına bir kaza veya arıza geldiğinden endişelenmeye başladık yavaş yavaş. O kadar saat hareketsiz kalınca üşümemek imkansız. Üstelik hava patlamak üzere. Bir ateş yakıyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Gidenlerden ses çıkmayınca ben ve Herman yürüyerek onların peşine düşüyoruz bu kez. Fakat daha rampayı çıkar çıkmaz cep telefonlarının çektiği bir nokta yakalayınca hemen sarılıyorum telefonun tuşlarına. Levent'ten kampa gelmek üzere olduğu bilgisini alınca rahatlıyoruz hep birlikte. Dün akşam inmek için saatlerce debelendiğimiz o rampayı çıkamayacak olan üç tane motor var. Bunlardan ikisi debriyajı bitenler, yani biri 950 Adventure ve diğeri KLR 650. Üçüncü motor ise debriyajı bitti bitecek gibi olan Freewind. O da lastik sorunundan dolayı çıkamıyor. Zemin öyle berbat ki traktör bile zorlanıyor bazı yerlerde. Hatta patinaj yapmasın diye arkasına da 2-3 kişi oturuyor ekstradan. Sırayla her üç motoru da çıkarıyor tepeye kadar. Ön maşadan iplerle traktöre bağlı çekilen motosikletin üzerinde durmak ayrı bir hüner gerektiriyor. Biz geri kalan 6 motor çok rahatlıkla çıktık rampayı. Tepeye vardığımızda diğer bir hikaye başladı ki evlere şenlik. Buradan köye kestirme bir yol varmış. Çok bozuk olsa da hep yokuş aşağı olduğu için debriyaj sorunu yaşayan arkadaşlara güzel bir haber bu. Sakat motorlardan ikisi yokuş aşağı ve düz yerlerde gidebilir duruma geldiler lastiklerini temizleyince. Zavallı Kubilay köye kadar traktörün arkasına bağlı motorun tepesinde devrilmeden durmakla boğuşacak. Bakmayın böyle konuştuğuma, bizim için de durum öyle pek parlak değil. Yol o kadar bozuk ki adım adım gidiyoruz, hatta yanımda yürüsen beni geçersin. İlk etabı geçtikten sonra geniş bir çayırlık yerde herkes durmuş bekliyor. Traktör iyice arkada kaldı, önden gidenler de canını kurtarma derdindeler. Yanlarına vardığımda öğrendim ki Hakan oraya kadar gelebilmiş fakat bitik debriyajla burayı geçemiyor. - Çekeyim mi seni? - İp var mı? - Olmaz mı :)) Yerler buz pateni pisti gibi, vıcık vıcık çamur etraf da ıslak çimen, benim bile zorlanmam gerekir burada fakat işin içinde Honda XRV750 Africa Twin'in yüksek torku ve düşük devirlerde bunu verebilme özelliği olunca hiç zorlanmadan çıktık rampayı. Benim rölanti devrim 1300 rpm. 1000 rpm'e kadar düşürüyorum motor devrini. Arkamda bana bağlı 200 kiloluk KTM 950 ve üzerinde bir de sürücüsüyle birlikte onları da çekiyorum, çamurda rampa çıkıyoruz... Söyleyecek söz bulamıyorum... Ben bu motora aşık olmayayım da ne yapayım. Üstelik bir ben değil, bütün dünyanın gözünde o bir efsane... Böyle böyle epey bir yol aldık. Sonra tekrar yokuş aşağı bir yere geldiğimizde tekrar çözdük ipleri, herkes başının çaresine baktı bir süre. Sonra yine öyle berbat çamurlu bir yere geldik ki aynı şeyi tekrar etmemiz gerekti. Tekrar bağladık KTM 950'yi benim Africa Twin'in arkasına. Bu sefer çözmedik artık, yokuş aşağı bile onu çekmem gerekiyordu çünkü. Yokuş aşağı yahu, yokuş aşağı gidemiyoruz. Dönmüyor tekerlek. Artık durmaktan başka çaremiz kalmadı. Çünkü o kadar yavaş ilerliyoruz ki sanki tekerlekler çamurla sıvansın diye çaba sarf ediyormuşuz gibi oluyor. Artık benim tekerlekler de dönmüyor. Traktör aldı başını gitti köye. Diğer arkadaşlar da canını kurtarma derdine düşüp kaptırıp gittiler. Geride bir tek ben ve Hakan kaldık, bir de Levent. Kızıl Ejder'imin de debriyaj sıyırmaması için tek çare artık ipleri çözmek. Hakan'ın devam edebilmesi için de tek çare traktörün geri gelip onu alması. Levent yine bir koşu köye gidip traktörü geri çağırıyor. Neyse ki köye 1 kilometre mesafedeyiz. Traktör hemen geldi. Bu arada havanın kararması, lastiklerin çamura bulanması yetmiyormuş gibi bir de yağmur başlamasın mı. İpleri çözdük ama benim aslan parçası da yerinden kıpırdamıyor artık. Traktör Hakan'ı bağladı sabırsızlanıyor gitmek için. Bir ben kaldım tek başıma şimdi. Bir de Özhan sağolsun yardım gerekirse diye bekliyor. Parmaklarımla deşeleye deşeleye söküyorum çamurları kolumu taaa çamurlukların derinliklerine sokaraktan. Kafama düşen koca koca yağmur damlalarıyla savaşıyorum bir de. Bu telaşlı bir iki dakikanın sonunda neyse ki çözülüyor tekerlekler, ben de yola koyuluyorum vakit kaybetmeden. Nihayet köydeyiz, nihayet asfalttayız. Yerleri evleri duvarları öpesim geliyor. Kaymayan yapışmayan heryeri. Tek adres köy kahvesi, ohhh sıcacık. Köylülerin şaşkın bakışları arasında kurumaya çalışan bizler. Tüm günün yorgunluğu arasında köylülerin meraklı sorularına cevaplar. Gelsin çaylar kahveler tostlar ayranlar... Sanmayın ki macera burada bitti. Hava nasıl bozdu bilseniz. Deli gibi yağmur yağıyor. Üstüne üstlük buz gibi. Debriyajı biten iki motoru kamyona yükleyip koyulduk yola. Yalova'da buluştuk tekrar. Parmaklarım hissetmiyor artık. Yolda kar yağdı zaten. Orhangazi-Yalova yolunun en yüksek geçit noktası neresiydi? Çengiler geçidi miydi neydi? Bir anda göz gözü görmez bir beyazlığa daldık topluca. Görüş mesafesi sıfır. Tırlar kamyonlar vızır vızır giderken biz yolun ortasında mıyız şarampolde mi haberimiz yok. Öyle tahmini yolda durmaya çalışıyoruz. Hızımız en fazla 30 kilometre. Kamyonlar da şaşkın. Yağmuru karı süpüre süpüre geçiyorlar yanımızdan. Tepeden tırnağa sırılsıklam vaziyette arabalı vapura bir binişimiz var ki sormayın. Hele üst kata kapalı salona çıktığımızda bütün gözler üzerimizde. Salonda minik bir göl oluştu bizim çöreklendiğimiz bölgede. Herkes bizi seyrediyor. Gebze'de yine kar yağmaya başlamasın mı? Eyvah eyvah, sağ salim eve bir varayım, motorculuğu bırakmayı bile düşünebilirim gerçekten. Şu an en çok kendimizi dizginlememiz gereken an. Dağcılıkta çoğu kaza inişte olduğu gibi motosiklette de çoğu kaza evin yakınlarında oluyor. Rehavete kapılıp tedbiri elden bırakmamalı, eve varma telaşı ile tehlikeli işler yapmamalı. Ben bunlara çok fazla uymadığım için bu kısmı es geçiyorum. Sonuçta sağ salim aranızdayım işte. Eve vardığımda ilk iş her tarafıma bulaşan çamurları temizlemek oldu. Dedim ya; bu yapışan çamur değil, çamur olsa suyla gider, bu başka bir şey. Bu çamur değil, sakız sanki... Taner Eraslan |








