aktif_banner

Üst seviyede 4 eğitimciden biri

Büyük bir şirkette 19 yıl yöneticilik yaptıktan sonra, 2003 yılında kariyerini geride bırakıp tüm zamanını motosiklete ayırdı. Aldığı eğitimleri sıfır hata ile tamamlayınca ileri seviyede sürüş eğitimi verebilen 4 Türk'ten biri oldu. Türkiye’de en iyi motosiklet eğitmenlerinden biri olarak gösterilen Rahmi Barutçu’yla, “motosiklet eğitimi” hakkında konuştuk…

 Rahmi Barutçu (39)
Almanya’dan sertifikalı DVR – ADAC ve İngiltere’den sertifikalı CBT eğitmeni... İngiliz IAM (Institute of Advance Motorists) üyesi ve bu seviyede, Avrupa’daki (İngiltere hariç) 4 Yol Gözlem Sürüşü eğitmeninden biri... Güvenli motosiklet sürüş teknikleri eğitimleri düzenlemek üzere 2003 yılında kurulan “Lamatech” çatısı altında çalışmalarını sürdüren Barutçu, 3 yılda yaklaşık bin 800 sürücüye ders verdi. Kadıköy Hasanpaşa’daki Teamx Center’da teori eğitimine başlamadan hemen önce görüştüğümüz Barutçu, her sürücünün dikkatini çekecek önemli uyarılarda bulundu.


Motosiklete merakınız nasıl başladı?
Motosiklet tutkusu her erkek çocuğunda olduğu gibi bende hep vardı. 2000 yılına kadar bir şekilde işlerden,güçlerden, evlilikten, boşanmadan, şundan bundan motosiklet almayı beceremedim. Boşandıktan sonra motosiklet aldım. Ve dünyada boşandıktan sonra motosiklet alan yüzde 67 oranındaki insan kitlesinin içine ben de dahil oldum. İstatistiği severim, bu da ilginç bir istatistik.

Kim yapmış bu istatistiği?
Avrupa Motosiklet Federasyonları Birliği…

Motosiklet eğitmenliğine nasıl başladınız?
19 yıl büyük bir şirkette yönetim müdürlüğü, işletmecilik yaptıktan sonra, 2003 yılında hayatımı değiştirmek, kendimi tamamen insanlara güvenli sürüş teknikleri ve ileri sürüş tekniklerini öğretmeye adadım. Bu eğitimleri Avrupa’dan aldım, hocalarımızı buraya getirttik. Birçok eğitim veriyorum, bunların içinde “başlangıç seviyesi”, “teori eğitimleri”, “orta seviye sürüşler” ve “ileri seviye sürüşler” var. Avrupa’da bu eğitimlerin tamamını, bu kadar üst seviyede verebilen 4 kişiden biriyim. Biraz hırslıyım bu konuda, bir şey yapılacaksa en iyi şekilde yapılmalı. Hele de motosiklet işinde böyle bir şey yapıyorsanız, insanların hayatını kurtarmak, ölmemelerini öğretmeye çalışmak gibi bir misyon üstlenmiş bir kişi olarak bunu yapmaya çalışıyorsanız, bunu layığıyla yapmak zorundasınız.


 HER ÖÐRENCİ KENDİ HAYATINI RİSKE ATARAK MOTOR KULLANIR

Tabi ki maddiyat çok önemli fakat insanları hayatta tutmak çok daha önemli. O yüzden kendimi bir cankurtaran gibi de görebilirim aslında. Önemli olan bana gelen öğrencilerin benden güvenli ve iyi motor kullanır şekilde çıkması. Herkesin aynı seviyede olmasına özen gösteriyorum. Her öğrenci kendi hayatını riske atarak motor kullanır, her sürücü bunu yapar aslında ama öğrencilerin ve eğitim almışların bir farkı vardır; riski ne kadar minimize etmeyi öğrendikleridir bu fark.

RİSKLERİN ÜSTESİNDEN GELMENİN EN ÖNEMLİ YOLU EÐİTİM

Her sporun riski var. Yürürken de düşüp ölen insanlar var, madem risk hayatımızda çok var, o zaman hesap edebildiğimiz, üstesinden gelebileceğimizi düşündüğümüz riskleri almak zorundayız. Bu risklerin de üstesinden gelebilmenin en önemli yolu tabi ki eğitim almaktır. Hata yaparak öğrenmek, bir sürü konuda belki mümkün. Mesela kravat üretiyorsanız hata yaparak üretirseniz en fazla para kaybedersiniz ama motor kullanmayı öğreniyorsanız ya da motor kullanıyorsanız hata yaparak öğrenirseniz çok şey kaybedebilirsiniz. O yüzden hata yapmadan öğrenmek gerekir, o yüzden benim destek grubum var ve ben varım.

TECRÜBELERİMİ DEÐİL, AKADEMİK BİLGİLER AKTARIYORUM

Benim eğitimlerimde, bu seviyede verilen bilgilerin çok güzel bir anlamı var, güzel bir “aç parantez” kısmı var, o da şöyle; kendi tecrübelerimizle, kendi yaşadıklarımızla, kendi öğrendiğimiz doğrularla öğrencilerimize eğitim vermeyiz. Çünkü bu işin akademik bilgi aktarımı olması lazım, kafadan uydurma şeyler olmaz. İnsanlara çok basit bir hareketi yanlış öğretirseniz o adamın ölümüne sebep olursunuz. O yüzden akademik, Avrupa’da geçerliliğini ispatlamış eğitimler olmak zorunda. Benim verdiğim eğitimler de böyle olduğu için, istatistikleri de, içindeki bilgiler de oldukça sağlam.

Eğitimler arasında farklılıklar da olabiliyor. Örneğin, fren kolunu 2 parmakla mı tutmamız gerekir, 4 parmakla mı?
Fren kolu hidrolik bir pompadır, pompaya ne kadar büyük bir kuvvet uygularsanız o kadar büyük bir kuvvet gider disk ve balatanıza. Eğer gerçekten durmak istiyorsanız tabi ki freni 4 parmakla sıkacaksınız. Ama küçük küçük, mesela virajlardan önce hız ayarı yapmak için fren yapmak istiyorsanız 2 parmak kullanılmalı. Ama kesinlikle tek parmak değil. Eğer 4 parmak kullanmaya alışırsanız çok daha güvenli olur.

 BİZ YOL SÜRÜCÜSÜYÜZ, YARIŞÇI DEÐİL

Bu arada ilginç bir detay var; hep Valentino Rossi’den, yarışçılardan, toprak yarışçılarından, motokros yarışçılarından feyz alınır, çünkü en çok onlar görülür. Bu işi çok profesyonel yaptıkları için muhtemelen doğru yaptıkları farz edilir. Ama unutulmaması gereken bir şey var, biz yol sürücüsüyüz, yarışçı değil. Yolda evimize sağ salim varmaya, bu varma sürecinde de maksimum keyif almaya çabalıyoruz. Öyle olunca da daha farklı bir şekilde motosiklet kullanmak zorundayız.

ROSSİ BİLE TRAFİKTE MOTOR
KULLANMAYI TEHLİKELİ BULUYOR

Mesela Valentino Rossi, dünyanın en iyi motosiklet sürücüsü ve dünya şampiyonu olarak der ki; “Ben trafikte motosiklet kullanmayı sevmiyorum çünkü çok tehlikeli.” Pistte kullanan insanların kullandığı teknikler, pist yarışlarına ait. Toprak da olsa, asfalt da olsa aynı. O yüzden onları günümüz asfaltında, yani trafik içinde uygulamaya kalkarsanız ciddi hata yaparsınız. Çünkü trafik çok başlı bir canavar, üstesinden gelinmesi gereken çok problem var. Özellikle altını çizerek söylüyorum, kimse yarışçıların kullandığı teknikleri sadece görerek uygulamaya çalışmasın. Her sürücü eğitimin alsın, en azından bir bilene sorsun.

Motosiklet kullanmaya yeni başlayanlara neler önerirsiniz?
Yeni başlayanları uyarmak istiyorum. Çünkü yeni başlayanların gözleri kapalıdır. Birçok şeyi görmezler ve bazı şeyleri biliyorum zannederler. Ama motor kullanmak öyle bir şey değil. Motosiklet güvenli kullanıldığında, dünyadaki en keyifli şeylerden biri. Fakat güvenli kullanmanın ne olduğunu anlamak için sürücülerin önünde iki alternatif var; bir tanesi ya o güvenlik bariyerini aşıp hata ve kaza yapacaklar ve bedelini kendi kaportacılarına yani hastanelere ödeyecekler veya eğitim alacaklar. Bütün yollar eğitime geliyor. Ancak eğitim alınarak doğru motor kullanılır ve bundan da keyif alınır. Yeni başlayanlar, Avrupa’da olduğu gibi, yani bu işi 100 yıldır yapan memleketlerde olduğu gibi, önce eğitimini alıp, eğitimin öngördüğü standartlarda bir motosiklet ve bu standartlara uygun bir kıyafetle motosiklete binmeli.

 MOTOR EÐİTİMİNDE ÖÐRENMEDEN
SINIF GEÇERSENİZ ÖLÜRSÜNÜZ

Önce başlangıç eğitimi, şöyle düşünelim; ilkokulu okumadan ortaokula ve liseye, onu da okumadan sizi üniversiteye almazlar. Bunun bir sebebi ve mantığı var. Bu skalanın sıralaması motorda da hayati olarak var. Ortaokulu atlayıp liseye geçme şansınız yok ama hasbelkader geçerseniz bir şey anlamazsınız. Motorda da böyle bir şey yaparsanız, ölürsünüz. O yüzden önce başlangıç, sonra orta, sonra da ileri seviyede sürüş eğitiminin tamamı alınmalı.

UZUN SÜRE
KAZA YAPMAMAMIŞ
OLMAK DA RİSK İÇERİR

İkinci uyarım, uzun süre motosiklet kullanan sürücülere olacak. Çünkü uzun süre motosiklet kullanmak, üstelik de kaza yapmamış olarak motosiklet kullanmak, risk içerir. Bu işi en medeni olarak yapan memleketlerden biri olan İngiltere’de, 12 yıl kaza yapmayan motor sürücülerinin sigorta primleri yüzde 50 artırılır. Kendine güvenle kendine aşırı güven arasındaki o ince cam çizginin çabuk kırılacağını bildikleri için, böyle bir uyarıya gerek duyarlar. Bu konuda uzun süredir motosiklet kullananları uyarmakta fayda var.

Türkiye’de motosiklet eğitim veren kişi ya da kuruluşlar nasıl değerlendirilmeli?
Şöyle bir genelleme yapabilirim; x eğitim okulunun verdiği bilginin akademik içeriği ve ciddi bir formatı olup olmadığı araştırılmalı. Eğer gerçek bir formatı, belli bir disipline dayanan bir sistemi varsa, o eğitim iyi bir eğitimdir. Eğitmenler nerede eğitim almış, hangi formatta eğitim almış, ne kadar yıldır bu işi yapıyorlar ve ne kadar profesyonelce yaklaşıyorlar? Bu faktörler incelenmeli. Tıpkı üniversiteyi seçerken düşündüğümüz gibi. Aslında bu seçim daha da önemli. Üniversiteye yanlış girersen en fazla yanlış mesleği yaparsın, ama yanlış sürüş eğitimi alırsan kendine çok ciddi zarar verebilirsin. Eğitim alınacak kurumun alt detayları çok iyi incelenmeli, Türkiye’de bu işi yapan birkaç büyük kurum var. Bu kurumlar hararetle tavsiye edilir. Önemli olan akademik ve ciddi bir eğitim alınmış olmasıdır.

 İnternette kişisel eğitim verdiklerini belirten eğitimciler görüyoruz. Tavsiye ediyor musunuz?
Ben de kişisel eğitim veriyorum, grup eğitimlerim daha az. Bireysel eğitime ağırlık vermeye çalışıyorum. Türk insanının DNA’sında var, herkes her şeyi biliyor. Sorarsanız herkes size her şeyi, bütün detaylarıyla anlatır. Fakat bu iş o kadar kolay değil, internet ortamında kendi tecrübelerini yansıtmak, yeni başlayacak kullanıcıya yarar sağlayabilecek gibi gözüküyor fakat yanlış bilgi aktarımı, yani yanlışın
geliştirilmesi, hayata mal olabilir. O yüzden internet ortamında, kendi süzgecinden,
mantığından geçirip ‘evet, bu yazılan doğru olabilir, kullanırsam da hiç fena olmaz’ diye devam edilirse, o bilgiler belki yararlı olur ama aksi halde son derece zararlı olabilir.

Organizasyonunuzdan bahseder misiniz?
Diğer büyük şirketlerin yaptığı gibi rezervasyon istemiyle çalışıyoruz. Öğrenciler bize muhtelif yerlerden ulaşıyorlar; gruplardan, kulüplerden, derneklerden, televizyonda yaptığımız programlardan, reklamlardan, internet üzerinden. Önce öğrencilerin seviyesini belirliyoruz. Ondan sonra seviyesine uygun bir motorla, önce başlangıçsa “başlangıç eğitimi”, ileri seviyedeyse kendi motosikletiyle “orta” ve “ileri seviye eğitimi” veriyoruz. Bu eğitimler için belli bir tarih kararlaştırıyoruz ve bu tarihte Türkiye’nin en büyük ve en güvenli, trafiğe kapalı eğitim tesisi olan Autodrom’da eğitim veriyoruz.

Eğitimimizi güvenli olarak verdikten sonra, eğer hazırlarsa öğrencilerimizi yol sürüş eğitimine çıkartıyoruz. Yol sürüş eğitimine gelmek, Almanlar’ın meşhur ADAC eğitiminden geçmeyi öngörür. Temelde bu işin mantığı teoridir. Bu işin teorik eğitimini sıkı bir şekilde almalı, İngiliz polis eğitmenlerini kitabı “Road Craft” sıkı bir şekilde okunmalı. Bu işin dünyadaki bir numaralı kitabıdır. Okunmalı, çok iyi öğrenilmeli, diğer eğitimlerle ve teorik bilgiler desteklenmeli. Sonra da bizim gibi eğitmenlerle birlikte yol üzerinde pratik yapılmalı. Motor kullanmayı gerçekten öğrenmek, zaman, disiplin ve ciddiyet isteyen bir iştir.

 TRAFİKTE BAŞINA BİR ŞEY GELİYORSA SUÇLU SENSİN

Bir eğitimci olarak trafikte sizi en çok ne sinirlendiriyor?
Trafikte sizi eğer herhangi bir şey sinirlendiriyorsa, siz bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu işin Avrupa’daki en ünlü hocalarından biri olan, İngiliz John Taylor, benim de hocamdır, der ki; “Eğer trafikte başınıza herhangi bir şey geliyorsa, hatalı da suçlu da sensin, çünkü sekizde 8 haklı olmanın, ölü olduğunda hiçbir anlamı yok. Bu yüzden o arabanın sana vurma ihtimali varsa, senin bunu erkenden görüp onu önlemen gerekir, senin haklı olman hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Biz araba kullanmıyoruz, motosiklet kullanıyoruz. Yükümlülüklerimiz, sorumluluklarımız ve zorunluluklarımız diğer araç sürücülerinden çok daha farklı ve fazla. Bu yüzden aşırı dikkatli olmamız gerekiyor. Ancak neye dikkat edeceğini bilmiyorsan dikkatli olma şansın yoktur. Eğitimden gelen bir bilginiz var, dikkatli olunmalı.

ETRAFTAKİ DİÐER SÜRÜCÜLER BİRER ÇUKUR OLARAK GÖRÜLMELİ

“Etraftaki diğer sürücüler aslında birer çukur olarak görülmeli” bu alçak görme anlamında değil. Hani bir çukur vardır sokakta da, o çukurun etrafından dolanır gidersiniz ve unutursunuz. Yani bize potansiyel bir tehlike yaratacak herhangi bir objenin etrafından geçer gidersiniz. Diğer araç sürücüleri üstünüze kırabilir, sizi sıkıntılı
bir duruma sokabilir, belki hayatınızı riske sokabilecek şekilde hareketler ve manevralar yapabilir.

 BIRAKIN GİTSİNLER, ÖNCELİK BİZİM YAŞAMAMIZ

Lütfen etrafından geçin, gidin. Çünkü bizim motosiklet sürücüleri olarak kaportamız kendi vücudumuz, en ufak bir hatalı harekette biz zarar görürüz, diğer araç sürücüsü değil. Ona haddini bildirmek bizim haddimiz değil. Ve başka bir sürücü ile atışarak onun sinirini bozmak, o araç
sürücüsünün başka motosiklet kullanıcılarına da sıkıntı yaratabileceği anlamına gelir. Etik olarak
bunu zaten yapmamamız lazım, o yüzden bırakın gitsinler, öncelik bizim yaşamamız.

AÇTIÐIN KONTAK SAYISIYLA KAPATTIÐIN
KONTAK SAYISI AYNI OLSUN

Eğitime başlamamda büyük katkısı olan akıl hocam, çok iyi bir eğitmen ve çok iyi bir konuşmacı olan Paolo Volpara’nın güzel bir lafı var; “Açtığın kontak sayısıyla kapattığın kontak sayısı aynı olsun” der. Yani, “Bir yerde sakın düşme, amacın düşmeden kontağını evine gelince kapatmak olsun.” Tabi motorun fiziki formatı ve kendi fiziki formatından sabah evden çıktığın gibi olma zorunluluğu da var, o yüzden en ufak hasar, zarar ve yara almadan eve dönmek mecburiyetindeyiz. Onun için de diğer sürücülerle ortaklaşa paylaştığımız yolu
çok dikkatli ve onlara öncelik tanıyarak bilinçli kullanmakta fayda var.

 4 KUKANIN ARASINDAN
GEÇEBİLENE “GİDİN ÖLÜN” DİYORLAR

Ehliyet sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ehil olmadan ehliyet veriliyor olması başlı başına bir problem. “4 tane kukanın arasından geçebiliyorsanız eğer, çıkın sokağa ve gidin ölün” diyorlar. Bunu da onay veren merciiler söylüyor. Böyle bir onay mekanizması düşünülemez. Çok komik. Hatta bazen kuka getirmeye üşendikleri takdirde, karşıdaki ağaca kadar gidip ölmeden geri gelen sürücüye ehliyet veriyorlar. Tabi eğer tanıdık değilse, tanıdıksa zaten imtihana girmeden
ehliyet veriyorlar. Yani ehil olmadan ehliyet almak
Türkiye’de çok kolay. Ehil olarak motor kullanmak
ise çok çok zor ve uzun bir işlemdir.


 YASAMIZ RİSK YARATIYOR, DEÃİŞMELİ

Ben Türkiye Motosiklet Federasyonu’na bağlı bir eğitmenim. Federasyon bünyesinde yaptığımız çalışmanın ardından Avrupa’dakine yakın bir “motosiklet yasası” çıksın diye bir öneri verdik. Şu andaki yasamız 10 madde ve çok eski yıllardan, 1934-35’ten kalma. Hala motorların hız limitleri bütün karayollarında 70 km. Ve hala 3 tonluk tek dingil kamyonla aynı köprü parasını vererek geçiyoruz. Korkunç haksızlık var,
kamyonların 80’le gidebildiği bir yolda bizim 70’le gitmemiz düşünülemez. Çünkü bu çok büyük bir risk yaratır.