|
Barcelona’ya bir seminer serisine katılmak için gitmiştim. Dört gün boyunca gündüz seminer, akşam sokaklarda yürüyüş… Cuma için de izin aldım, çalıştığım şirketten bir grup tatile geliyordu, böylece cuma-cumartesi onlarla gezdim.
En hareketli yeri La Rambla adında İstiklal Caddesi’ne benzeyen bir cadde. İki yandan taşıtlar geçiyor, orta kısmı yayalara ayrılmış. Gerçekten çok fazla turist var ve çok kalabalık. Ama kimsenin acelesi yok, herkes yavaş yavaş tadını çıkara çıkara, etrafa bakarak yürüyor.
İlk günden itibaren şehrin motor için ne kadar uygun bir yer olduğunu görmek beni kıskandırdı. Bir defa şehir çok büyük değil, o yüzden içinde TEM ve E5 yok. İsterseniz bir scooter’la rahatça hareket edebilirsiniz. Kimse sıkıştırmıyor, trafik yok. Ama önemli bir ayrıntı var beni yanıltabilecek olan: O hafta Katalan bayramı ve tatilde olanlar çok, o yüzden de yanlış veya eksik izlenimler edinmiş olabilirim, belki tatil dönüşü vahşi bir şehir atmosferi oluşuyordur, kim bilir…
Şehrin birçok yerinde motorlar için park yeri ayrıldığını ve o kadar motorun düzenli bir şekilde yan yana park edilmiş olduğunu görünce zaten gözleriniz yaşarıyor. Bizde de olsun istiyorsunuz.
Genç-yaşlı, herkes çok doğal bir şekilde motor kullanıyor. Bir de tehlikeli manzara görmedim pek. Mesela Atina’da bir adam görmüştüm, sağ ayağının dizden aşağısı alçıda, alçı kirlenmesin diye bir poşete geçirmiş ve o şekilde scooter’a biniyordu!

Scooter’larla rahat hareket edilmesi harika çünkü benim Piaggio Liberty almak gibi bir hayalim var ama İstanbul’da pek pratik bulmuyorum, bir gün ona uygun bir şehirde yaşarsam kesin almak isterim. Barcelona’da çok gördüm, içim gitti.
Ünlü ve çılgın mimar Gaudi’nin yapımına 1882’de başladığı ancak bir türlü bitmeyen Sagrada Familia’ya doğru yürüyüşümde yaşlı bir adam gördüm, radyosundan yayılan müzik eşliğinde, sevgiyle motorunu parlatıyordu. Motorum bozulur diye kendim yıkamaya korkan ben, bu manzaraya çok özendim.
La Rambla’da yürürken, pazar yeri gibi bir meydana giden yolda, römorka Harley yükleyen birkaç kişi gördüm, onları izledim yüklerlerken. Merak da etmedim değil, o kamyonetle nereye götürüp nerelerde gezmeyi planlıyorlardı acaba motorla? Ancak İspanyolcam buna müsait değil, hatta yok zaten, o yüzden merakımı kendime sakladım.
Tabi motorlara bakarken, Barcelona’nın başka güzelliklerini de ihmal etmedim. Dar sokaklar, Picasso müzesi, inanılmaz mimari.
Geçtiğimiz yaz Kayaköy’de tanıştığım Barcelonalı arkadaşım Clara ile buluştuk bir gün. Beni, şehri ve denizi tepeden gören harika bir kafeye götürdü. Sonra İspanya’nın güneyinden Fas’a geçilebildiğini anlattı. “Motorla geçilir mi, güvenli mi?” diye sordum. Evet, motor feribota yüklenip geçirilebiliyormuş. Turizm Fas’ta çok önemli olduğundan da oldukça güvenli bir yermiş.
Hemen hayaller kurmaya başladım. Motorla İspanya’nın içinden dolaşa dolaşa güneye iniyorum, oradan bir feribot, ver elini Afrika. Ancak ben genellikle önemli detayları atlayabiliyorum. Burada da atladığım detay şu oldu: Motorla İspanya’ya kadar gitmem ve İspanya’dan dönmem gerekir böyle bir şeyi yapmam için. Bu da öyle iki haftalık tatilde yapılacak bir şey değil. Hevesim kursağımda kaldı bir anda bunu düşününce…
Bu arada artık bir hafta da dolmuştu. Güzel görüntüleri hafızama olabildiğince kaydederek ve bol bol çektiğim fotoğrafları yanıma alarak İstanbul’a döndüm.
Kim bilir, belki şöyle dört haftalık izin alırım bir zaman, motorla giderim İspanya’ya kadar, geçerim güneyinden Afrika’ya…
Sevgilerimle,
Ece Saygun
 |
| O kadar motorun yan yana park edilmiş olduğunu görünce zaten gözleriniz yaşarıyor. |
 |
| Şehrin motor için ne kadar uygun bir yer olduğunu görmek beni kıskandırdı. |
 |
| La Rambla’da yürürken, yolda römorka Harley yükleyen birkaç kişi gördüm. |
 |
Bu römorka yükledikleri motoru nereye
götürüp, nereleri gezmeyi planlıyorlardı acaba? |
 |
Sagrada Familia’ya doğru yürüyüşümde yaşlı bir adam gördüm,
radyosundan yayılan müzik eşliğinde, sevgiyle motorunu parlatıyordu. |
 |
 |
|